Halen yürürlükte olan anayasamız da bir önceki de olağan üstü şartlar altında hazırlanmıştı. Yeni bir anayasaya ihtiyaç olup olmadığını bu ülkenin siyasileri ve hukukçuları bizden çok daha iyi bilmektedirler. Hepsi tam bir fikir birliği içinde “sivil anayasa şart” diyorlar.
Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu ise, "Laik demokratik Cumhuriyet aleyhine eylemlerin odağı olduğu Anayasa Mahkemesi tarafından kabul edilmiş bir iktidarın ne reform yapmaya, ne de anayasa değişikliği yapmaya hakkı yoktur. Olmamalıdır" diyor.
Halkın yarısının oyunu alan bir partinin reform ve anayasa değişikliği yapmaya hakkı olmadığını söyleyen Türkiye Cumhuriyeti’nin Yargıtay eski başsavcısı. Yani hukuku en üst düzeyde temsil etmiş birisi. İktidar partisi acaba hangi hukuk kuralına göre anayasada değişiklik ve reform yapamaz öğrenmek isterim doğrusu. Yeterli çoğunluğu sağlayacak yada bu konuda halkın desteğini alabilecek bir parti için engel ne olabilir?
Gerçi hükümetle ilgili beyanlarında, “…Bu dikta bir oligarşik yapının da dışında tek kişi egemenliğine dönüşüyor, bir de üstüne bu kişi ve onun etrafındaki emir kulları o devletin laik niteliğini değiştirmeye ve ona dinci bir kimlik kazandırmaya çalışıyor ise o rejimin adı dinci diktadır.” diyen birisi için şaşırtıcı değil anayasa değişikliği hakkındaki bu değerlendirme.
Cumhurbaşkanı seçimi için ‘nitelikli çoğunluk’ ucubesini ortaya atarak en az 367 milletvekilinin oyunun gerektiğini söyleyerek bu seçim konusunda aylarca ülkenin önünün tıkanmasına sebep olan da Ak Parti’nin kapatma davası sırasında “AKP kapatılırsa Cumhurbaşkanı Abdullah GÜL istifa etmelidir” diyen de aynı kişi, aynı zihniyetti.
Son dönemde kurumlar arası çatışma ve kurumların kendi içersindeki çatışmalar had safhaya ulaştı. İktidarın bazı yanlışları bu çatışmaları körüklese de asıl neden bu zamana kadar halka rağmen halk için iş yaptığını söyleyen ‘derin bürokrasi’nin gerçek yüzünün ortaya çıkması gibi görünüyor.
Senin askerin benim askerim, senin yargıcın benim yargıcım, senin polisin benim polisim diye bir tartışma mevcutken; askerin, yargının, polisin ve siyasilerin de kendi içlerinde ayrışmalarının nedeni bu olsa gerek.
Sevgiyle kalın...