HESAP, bundan önceki iki dönemin hesabı..
Sorulmamış, ya da sorulamamış.
2009 yerel seçimlerinin üzerinden de neredeyse 2 sene geçmiş.
Olay;"Temizlik İhalesi."
Şirketin, kimin olduğunu dahi bilmem..
Fısıltı Gazeteleri;"İktidara yakın" diyorlar sadece.
Olabilir ama "kanun var, nizam var."
Siz işi doğru yaptıktan ve kimseye haksız kazanç sağlamadıktan sonra, işi alan şunun, bunun yakınıymış fark etmez..
Şirketin aldığı bir ihale var.
İkisi de ayrı rakam ama hizmetin verilişi de ayrı ve farklı.
İlkadım ve Gazi Belediyeleri için 500 ve 700 milyarlık rakamlar.
Onanmış rakamlardan ayda 200 milyar tenzilat yaptırarak, 1.4 Trliyon lira geri alınmış.
İşe nasıl olsa devam edeceğiz diye, belediye başkanıyla ters düşmemek adına fiyatı geri çekip, aldıkları paradan tenzil ettirmişler.
Bildiğim, Demirtaş zamanında da bu hizmet alımının 2009'un 3. ayından, 2010 senesinin 15 gününü kapsayacak şekilde devam ettirilmiş olması…
Şirket bu arada, alacakları için temlik istemiş ve almış!..
150 milyar kadar da alacağı kalmış.
Fakat sonradan şirketi yine görüşmeye çağırılmış ve tenzilat istenmiş..
Şirketin tuzu kuru tabi;"Ben alacağımı sözleşme hükümlerine karşılık aldım. Geri kalan paramı da temlik yoluyla nasıl olsa alırım" demiş.
Sonrasında Sayın Demirtaş'ın yeniden görüşme taleplerine bu nedenle cevap vermemiş.
Belediye Başkanı Necattin DEMİRTAŞ, eski bir müfettiş..
Hal böyle olunca, konuyu teftiş kuruluna götürmeyi düşünüp, lise mezunu bir memuruna bu görevi verip( Küçümsemek anlamında yazmıyorum) bir rapor tanzim ettirmiş.
Sonra da bu rapor doğrultusunda, "savcılığa suç duyurusunda" bulunacağını ifade etmiş.
Etmiş de, tabi bu arada sayın başkan geçmiş dönemde yanlış olan sözleşme hükümlerini kendisinin de 13 ay boyunca devam ettirdiğini unutmuş.
Altında hem bürokratlarının imzası, hem de kendi imzası olan sözleşme.
ONURLU DAVRANMIŞLAR
Bürokratları da bunu kendisine hatırlatıp;" Böyle bir şey yapacaksanız, bizi görevde tutmanız yanlış olur. Bizi görevden alın ondan sonra savcılığa müracaatta bulunun" deyince..
Başkan şirket ile bir kez de onların görüşmesini ve kendisi ile masaya oturmaya ikna etmelerini istemiş.( Bu bilgileri şirket yetkilileri ile yaptığım görüşmeden aldığımı belirteyim.)
Şirket yetkilileri yukarıda da yazdığım gibi " Biz, yaptığımız hizmetin karşılığını aldık. Geri kalan 150 miyarı da, nasıl olsa temlikten alıyoruz, Başkan ile ne görüşeceğiz? Ne biliyorsa onu yapsın" demişler.
Top yuvarlanmış ve yine Demirtaş'ın ayağına gelince ve O da, teftiş kurulundaki memurunun raporuna güvenip, savcılıkta ısrar edince adı geçen içlerinde başkan yardımcısı ve daire müdürleri olan 6 bürokrat;" Biz görevdeyken böyle bir soruşturmanın devam ettirilmesi doğru olmaz" deyip, istifa dilekçelerini yazmışlar.
Bence en onurlu davranış şeklini seçmişler.
Dilekçeleri önce kabul görmemiş ama ısrarlı olunca yürürlüğe girmiş..
Onarın görevde kalmasını isteyen Necattin Demirtaş ise kendilerini çağırıp "Ben bu dilekçeleri kabul etmiyorum. Yürürlüğe koymam. Beraber çıktığımız bu yolda sizi ateşe atmam" bile diyememiş.
Diyemediği gibi hepsini "Kurtlar Sofrası'nın" önüne bırakıvermiş..
Öyle ya bu olayı kim duyup, okusa, istifa edenler için; " Bir çapanoğlu olmasa istifa etmezlerdi" diyemeyecektir.
Bu insanların zan altında kalmaları Samsun için ilk örnek değildir.
Ne yazık ki birileri,"Kendilerini kurtarmak adına" bu kentte başkalarını yem olarak kullanmak alışkanlığını geçmişte göstermiş, bugün de devam ettirmektedirler.
Dosya şimdi savcılıkta..
Dava açılır, açılmaz bilemem.
Açılır da, istifa eden bürokratlar aklanırsa, "Onurları" iade edilmiş olur.
Ama "belediyenin ve işi buraya getirenlerin onuru" ne olur?
İşte bunu bilemem..
İşin böyle olmadığı konusunda bir bilgi ve belge varsa da, yine bu köşe de yazmayı taahhüt ederek bitirmek istiyorum..
YA İŞTE BÖYLE SAYIN ÇAYCI..
HAYATTA en çok nefret ettiğim konu ve davranışların başında gelir;
Gittiğim bir dost meclisinde insanların, 'Aman dikkat gazeteci geldi. Bunları yazar!' çapsızlığı..
Bazen dik, dik gözlerinin içine bakar, susar geçerim!..
"Belki anlarlar" diye
Bazen;" Arkadaşlar ben gazeteci değilim ve bir dost meclisinde, sizlerden biriyim" diye ikaz ederim.
Bazen de, sesimin tonunu yükseltir, bu ibareyi kullananı bir güzel haşlarım.
Yıllardır gazete sahibi de oldum bu kentte.
Başyazar da..
Köşe yazarı da..
Genel Yayın Yönetmeni de..
Ama hiçbir zaman "Gazeteciyim" demedim.
Bir Samsunlu olarak birikim ve deneyimleri bu kent insanı ile paylaşmayı yeğledim.
Zaten beni gazeteci olarak kabul etmeyenler de, bunu açık, açık ilan ettiler senelerce.
Hiç alınmadım, bir dost meclisinde " Aramızda gazeteci var, konuşmayın" dendiğinde, alındığım kadar.
İşte beraber olduğumuz her seferinde benim için bu ibareyi kullanıp, çevresindekileri uyaran bir arkadaşa isimleri değiştirip, mekan belli etmeden bir yazı yazdım geçenlerde.
Yazının başlığı;" KOLTUĞU KAYBETMEMEK İÇİN" di.
Sadece ve sadece bir mizah yazısı idi.
Ama soyadını "Çaycı" olarak değiştirdiğim arkadaş, alınmış.
'Ya işte böyle sayın Çaycı' nitelemelerinden ben de böyle alınıyor ve darılıyordum.
Hiç farkında olmuyor ve aldırmıyordu hiç kimse.
Belki artık neler hissettiğimi anlarsın!..